…Basın dünyası bir alemdir. Her yönüyle şenliktir. İzlerken güler, hırslanır, acır, üzülür, gurur duyar. Bazen de size yazı konusu verdikleri için mutlu olursunuz.
Bu kitabı 1967 yılında Münir Süleyman Çapanoğlu yazmış. Osmanlı döneminden başlayarak vurgun, şantaj, parazitlik yapan "gazetecileri" anlatıyor. Sonraki yıllarda Celal ettin Çetin abimiz ve Şemsi Belli gibi nice yazarlar da bu konuda kitaplar yazdılar, medyada tanık oldukları yozlaşma ve çürümeyi anlattılar. Parazitler her zaman var.
İşte size bir şantaj öyküsü! Osmanlı döneminde İstanbul'un içme ve kullanma amaçlı musluk suyu Terkos gölünden elde ediliyor. Bu suyu Terkos isimli bir yabancı kumpanya satıyor. Dönemin ünlü bir gazeteci-şantajcısı var. Malumat Gazetesi sahibi Baba Tahir. Bir gün gazetesine manşet atıyor:
"Terkos gölüne bir domuz düşüp boğulduğu rivayet olunuyorsa da, bu hususta henüz kesin bir bilgi elde edemedik. Tahkikat yapıyoruz."
Domuz pis, murdar bir hayvan. Domuz leşi, suyu da murdar eder. Müslüman ahali böyle bir durumda o suyu ne içer, ne de kullanır. Bu durumda Terkos iflas eder.
Kumpanya direktörü bu haberi okuyunca telaşlanıyor. Ancak "tahkikat yapıyoruz" cümlesi anlamlı! "Gereken ödeme" hemen yapılmadığı ve Baba Tahir ertesi gün "suya domuz düştüğünü tahkikat sonucu öğrendik" diye bir manşet patlattığı takdirde her şey bitecek. Bu durumda yapılacak bir tek şey var.
Derhal Baba Tahir'e gidiyorlar, çil çil 600 altın veriyorlar.
Gazetede ertesi gün şu haber çıkıyor:
"Dünkü nüshamızda Terkos gölüne bir domuz düşüp boğulduğu hakkında bir rivayetin meydana çıktığını yazmıştık. Yaptığımız tahkikat neticesinde bunun doğru olmadığını öğrendik."
Türk basınından -bazılarını benim de bildiğim- nice şantajcı, üçkağıtçı, dümenci geldi geçti. Eylem biçimleri zamana göre değişti ama özleri aynı kaldı.
***
Emin ÇÖLAŞAN/Hürriyet Gazetesi 10 Ağustos 2003
177 defa okundu.
|